Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı
Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı
Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı
Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı
Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı
Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı
Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı
Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı

Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı (9786053355281)

Fiyat : ₺75,00
Toplam Stok Adedi : 5

Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı

ISBN: 9786053355281  

Yazar: Prof. Dr. Erdinç Öztürk   

Basım Yılı: 2020    

Baskı Sayısı: 2   

Sayfa Sayısı: 430

TRAVMA VE DİSSOSİYASYON PSİKOTRAVMATOLOJİ TEMEL KİTABI

2. BASKIYA ÖNSÖZ

Kronik dissosiyatif reaksiyonlar ve travma ile ilişkili dissosiyatif bozukluklar, psikoterapi süreçlerinde eştanılı bir psikiyatrik hastalığın klinik yansımaları şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu eştanılı psikiyatrik tanı grubunda, öncelikle dissosiyatif bozukluk tanısını temel almak son derece önemli bir klinik gerekliliktir. Günümüzde ülkemizde ve dünyada klinik psikoloji, psikiyatri ve adli bilimler disiplinlerindeki travma ve dissosiyasyon alanına olan hem klinik hem de akademik ilgi artarak devam etmektedir. Bu artan klinik ve akademik ilgi, travma ve dissosiyasiyatif bozukluk vakalarının psikoterapi süreçlerinin, eski dönemlere oranla daha etkin ve daha fonksiyonel bir doğaya dönüşmesini sağlamaktadır. Travmatik yaşantılar, bireylerin varoluşsal boyuttaki tehdite çok eksenli semptomlar verebilmesine yol açan ve hem bireysel hem de toplumsal boyutları olan ruhsal tepki ve süreçlerdir. Bu ruhsal tepki ve süreçler, travmatize bireylerin hem aktüel yaşamlarında hem de onların psikoterapi süreçlerinde oldukça katı, mobil ve self mutilatif eğilimli bir affektif zeminde insiyatifsiz bir "ruhsal iç sistem" olarak tıpkı deneyimlemek zorunda kaldıkları yanlış çocuk yetiştirme stilleri gibi bireylerin kendisini bir döngü halinde travmatize etmeye devam eder. Bu nedenle klinik psikoloji ve psikiyatri ekseninde travmatize bireylerin psikoterapisi, mümkün olan en kısa sürede tamamlanabilmeli ve birey yaşamına entegre ve fonksiyonel bir biçimde devam edebilmelidir.

Çok geniş bir tanım spektrumu olan travmatik yaşantılar, çoğu psikoloji metinlerinde vurgulandığı üzere "çocukluk çağı travmaları kadar toplumsal şiddeti, terörizmi, ülkeler arası savaşı, iç savaşı, doğal afetleri, iş ve ulaşım kazaları" ile kanaatimce bunlara ek olarak evlat ayrımını, şımartılmayı, çocuk ve gençlerin okutulmamasını ve çocuk işçiliği gibi bireyin ruhsal sağlığı üzerinde örseleyici etkiler bırakan diğer birçok yanlış çocuk yetiştirme stillerini de içermektedir. Çocukluk çağı travmaları konusunda, yanlış çocuk yetiştirme stilleri ele alınmadan başarılı önleme stratejileri geliştirilemez. Çünkü çocukluk çağı travmaları, yanlış çocuk yetiştirme stilleri içerisinde fonksiyon gören, primitif ve kuşaklararası geçiş gösteren psikososyolojik dinamiklerdir. Çocukluk çağı travmalarının, geçmişten günümüze olan uzamda, yanlış çocuk yetiştirme stillerinin içerisinde bir cezalandırma aracı olarak kullanıldığı gerçeği asla unutulmamalıdır.

Genellikle erken yaşta başlayan kronik çocukluk çağı travmalarının etkisiyle oluşan dissosiyatif bozukluklar, savaşa katılan ya da uzun süreli tanık olan, cezaevlerinde kalan ya da işkence gören ve çeşitli amaçlarla beyin yıkama süreçlerine maruz kalan kişilerde en sık görülen ruhsal hastalıklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak yuka­rıda ifade edildiği üzere bireyin çocukluk ve ergenlik dönemlerinde uygulanan yanlış çocuk yetiştirme stilleri de onun yetişkinliğinde uzun dönemli bir sonuç olarak tıpkı travmatik yaşantılar kadar negatif ruhsal etkiler ve psikopatolojiler yaratmaktadır. Travma kökenli dissosiyatif bozuklukların tedavisinde krize müdahale yaklaşımları olmayan psikoterapi yöntemleri kullanılamaz. Bu krize müdahale yaklaşımları olma­yan psikoterapi yöntemleri tüm travma kökenli psikiyatrik tanılı vakalara zarar verebilir. Bu nedenle travmatize bireylerin tedavisinde, uzun soluklu psikoterapi yöntemlerinden ziyade kısa dönemli psikoterapi yöntemleri kullanılmalıdır. Günümüzde travma kökenli psikiyatrik hastalıkların tümü klinik yönelimli ve travma merkezli psikoterapi modelleri ile artık çok daha kısa sürede tedavi edilebilmektedir.

Karmaşık, komplike, çok sayıdaki ve farklı fonksiyonlardaki üst düzey psikolojik fenomenleri birleştiren ve hem bireyin varoluşunda hem de karar verme şemalarında ona rehberlik eden yüksek bir bütünleştirme kapasitesinin mevcudiyeti, kişinin normalliğinin ve ruhsal bakımdan sağlıklı olmasının en temel ve vazgeçilemez koşuludur. Ruhsal açıdan sağlıklı olmanın temel ve vazgeçilemez koşulunu tanımlarken aslında assosiyasyondan diğer bir ifade ile bireyin bağ kurabilme kapasitesinden bahsetmekteyiz. Olağan şartlarda optimal bir çocukluk dönemi geçiren çocuklar, yetişkin olduklarında büyük oranda normal bir yetişkin olarak yaşam serüvenlerine devam edeceklerdir. Ruhsal travmalar ise bireylerin bu bağ kurabilme yani assosiyasyon kapasitesini vurmakta ve onlar üzerinde depresyondan dissosiyatif bozukluklara kadar uzanan geniş bir yelpazede psikiyatrik ve psikolojik sorunların ortaya çıkma­sına neden olabilmektedir. Sonuç olarak travmatik yaşantılar, bireylerin assosiyasyon kurabilme yeteneğini zedeler, ruhsal olarak sağlıklı kalabilmesini engeller, onu dissosiye eder, psikolojik açıdan böler, bilinç kesintileri ve amneziler yaratır, kimliği parçalar, çözülmeler oluşturur ve dağıtır.

Yapısal faktörleri dışarıda bıraktığımızda yetişkin bireyler, hem klinik psikolojide, psikiyatride ve psikotarihte hem de halk sağlığı ve adli bilimler disiplinlerinde çocukluk çağı travmaları olan ve olmayan bireyler olarak iki grupta değerlendirilmektedir. Ortalama bir psikotravmatolog bakış açısıyla travmatik yaşantıları olan çocukların yetişkin olduklarında ruhsal boyutta psikopatolojiler geliştirmeleri beklenmektedir. Ancak her yetişkin çocukluk döneminde az ya da çok travmatik yaşantılara maruz kalmaktadır ve bu yaşantılar karşısında farklı düzeylerde etkilenebilmektedir. Çünkü travmatik yaşantıların objektif ve subjektif yönleri bulunmaktadır. Nozolojik açıdan bireyleri ise, travmaları ile baş edebilen ya da baş edemeyen bireyler olmak üzere iki grupta değerlendirebiliriz. Birey travmaları ile baş edemediğinde dissosiyatif savunma1arını kullanmaya başlar. Öncelikle travmatik yaşama bir uyum çabası olarak başlayan dissosiyatif yaşantılar, erken yaşta başlayan tekrarlayıcı kronik çocukluk çağı travmalarının etkisiyle psikiyatrik açıdan dissosiyatif bir bozukluğa dönüşebilmektedir.

Travmatik yaşantılar ile dissosiyasyon arasındaki ilişkiyi önemle vurgulayan psikotarihe göre, "çocukluk ve toplum konusunda uzun süren çalışmalardan elde edilen sonuç; insanlık tarihinin çocukluk çağı travmaları üzerine kurulu olduğudur". İnsanlık tarihinin çocukluk çağı travmaları üzerine kurulu olması ise dissosiyatif bozuklukları gündeme getirmiştir. Psikotarih, çocukluk çağı travmaları ile dissosiyasyon arasındaki ilişkiyi kuşaklararası eksende önemle vurgulayarak etkin çocukluk çağı travmalarını önleme stratejileri geliştiren bir psikoloji bilimidir. Bu nedenle öncelikle psikoloji, psikiyatri, adli bilimler, tıp, hukuk, tarih, sosyoloji, antropoloji, rehberlik ve psikolojik danışmanlık disiplinlerinin lisans ve lisansüstü eğitim programlarında psikotravmatoloji, travma ve dissosiyasyon dersleri kadar psikotarih derslerinin yer alması gerekmektedir.

Erken yaşta başlayan ve kronik olarak devam eden çocuk istismarı ve ihmaline katlanmak ancak dissosiyasyon ya da dissosiyatif savunma sistemleri ile mümkündür. Kronik olarak istismar edilen birey ya intihar eder ya istismarcısını öldürür ya da bu istismar sürecini dissosiye ederek yaşamına birşekilde devam eder. Ancak kronik olarak travmatize edilen bireyin, istismarcısını öldürebilmesi son derece güçtür. Bu nedenle kendini koruyamamasının öfkesini yine kendisine yöneltir ve bu süreç kendine zarar verme davranışları ve intihar girişimleri ile dissosiye bir şekilde devam eder. Kanaatimce insanlık tarihinin birçok döneminde, bireyler ve toplumlar travmaları tarafından yönetilmektedir. Psikotarih, insanlık tarihini ele alırken travma ve dissosiyasyon ilişkisini net bir şekilde aktarmakta ve pek çok bilim alanı için üst düzeyde yenilikçi ve gelişmiş bir perspektif oluşturmaktadır.

Ancak travma çalışmaları karşıtı kitle olarak fonksiyon gören bazı akademisyenler, dünyanın her yerinde bulunabilmekte ve bu kitle, çocukluk çağı travmalarını önleme politikalarının gelişiminde büyük dirençler oluşturabilmektedir. Erken yaşta başlayan kronik çocukluk çağı travmalarının bireyin ruh sağlığı üzerindeki uzunlamasına negatif etkilerini saptayabilen, bu etkileri bilimsel yöntemlerle raporlandırabilen ve hem kısa hem de uzun dönemli önleme stratejileri geliştiren psikotravmatoloji uzmanlarının ve psikotarihçilerin yürüttüğü travma çalışmaları, bu muhalif ana-akım ile mücadele adına önemli adımların atılmasını ve onların yani bu ilkel kitlenin neden olduğu dünya üzerindeki çocukluk çağı travmalarından savaşlara kadar uzanan yıkıcı etkilerin nötralize edilmesini sağlayabilmektedir. Travma çalışmalarına muhalif kitle, ilkel bir kişilik örgütlenmesinde olup, çağ dışı çocuk yetiştirme stillerini savunan gelişim karşıtı, doğa düşmanı ve şiddet yanlısı bireylerden oluşmaktadır. Hem ülkemizde hem de tüm dünyada dissosiyatif bozukluk vakalarındaki erken yaşta başlayan ve yineleyici travmatik yaşantıların, bireyin ruhsal yapısındaki yakın ve uzun dönem negatif etkilerinin tedavisini üstlenen psikoterapistler ve dissoanalistler, son yıllarda travma çalışmaları karşıtı bu merhametsiz kitle ile mücadelede gurur verici ve önemli başarılar kazanmışlardır.

Travma kökenli dissosiyatif bozukluklar gerek toplumlardaki gerekse klinik popülasyonlardaki sıklığı açısından genel anlamda bir halk ve toplum sağlığı sorunu olarak biz travma uzmanlarının karşımıza çıkmaktadır. Eski dönemlerde, kimlik konfüzyonu ya da histerik psikoz tın bir parçası olarak düşünülen dissosiyatif kimlik bozukluğu, geçmiş on yıllar boyunca çoklu dissosiyatif reaksjyonlar, kişilik bölünmesi, çift zihinlilik, ruh tutulması ve çoğul kişilik gibi farklı isimlerle ele alınmıştır. Klinik psikoloji ve psikiyatri akademisinde, bunların arasında en sık kullanılanı ise dissosiyatif kimlik bozukluğudur. Dissosiyatif kimlik bozukluğu, ruhsal hastalıklar içerisinde çocukluk çağı travmaları ve ihmali ile en yakın ilişkiyi göstereni olup, bu psikiyatrik tanıya özgü travma temelli entegratif psikoterapilerden de en çok yarar görenlerinden biridir.

Dissosiyasyon, bölünmüş ve çoklu bir bilinç sisteminin aşırı ve yoğun entegras­yon çabasıdır. Dissosiyatif kimlik bozukluğu da bir bölünmeden öte kuvvetli bir bütünleşme ya da birleşme mücadelesidir. Dissosiyatif kimlik bozukluğu, erken yaşta başlayan kronik çocukluk çağı travmalarına karşı bireyin kendisini yeniden kimliklendirme gayretidir ve bireyin farkında olmadan yaptığı bu kimliklendirme gayreti, aslında onun travmalara karşı bir savunma sistemi olarak başlamış olup zamanla bu kronik travmaların sıklığının, şiddetinin ve süresinin arttığı bir reviktimizasyon döngüsünde psikiyatrik hastalığa dönüşür. Bireyin yaşadığı dissosiyasyon, aslında onu köleleştirip "özneliğini" elinden alan içinde yaşadığı aileye, topluma ve sisteme olduğu kadar kendisini uzun yıllar istismar ve kontrol eden diğer kişilere karşı hem son derece net ve sert bir yardım çığlığı hem de travmatik bir mücadele biçimi, bir başkaldırış ve köprüden önceki son çıkış misali bir uyarı şeklidir.

Günümüzde, travma ve dissosiyasyon alanına, dissosiyatif bozukluklara ve özellikle dissosiyatif kimlik bozukluğuna hem psikiyatride hem de klinik psikolojide oldukça büyük bir ilgi ve önem verilmeye başlanmıştır. Bu ilgi ve önem hem ülkemizde hem de bütün dünyada travma ve dissosiyasyon alanında yeni modaliteler oluşturan psikoterapi yöntemlerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Travma ve dissosiyasyon, günümüzde tüm dünyada klinik psikoloji ve psikiyatri alanları için özellikle erken yaşta başlayan kronik çocukluk çağı travmaları ve yanlış çocuk yetiştirme stilleri ile ilişkili psikolojik dinamikler bağlamında; hem klinik hem de akademik açılardan en çok çalışılan bilimsel alanlardan biri olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Travma ve dissosiyasyon alanında teorik ve klinik olarak bilimsel çalışmalar üreten ve tıpkı psikotarihçiler gibi etkin çocukluk çağı travmalarını önleme stratejileri geliştiren dissoanalistler, aynı zamanda tüm dünyada gelişime açık ve yenilikçi bilimsel kimlikleriyle travma merkezli, klinik temelli ve fonksiyonel birçok psikoterapi modellerinin ve paradigmalarının, oluşmasına da hizmet etmektedirler.

Dünyanın bütün toplumlarında ve dünyanın bütün zamanlarında, psikoloji ve psikiyatri bilimlerinin bütün duayen isimleri, hiçbir koşulda ana-akım yaklaşımların yahut ekollerin bir parçası ya da uydusu olmadan ya da onlarla çıkar odaklı bir ittifak kurmadan hatta kontamine olmadan veya travmayı inkar etmeden psikotravmatoloji yönelimli fikir ve kuramlarını bir pazarlama ürününe dönüştürmeden yapılandırmaya devam etmişlerdir ki günümüze hala saydam ışık veren bu sürecin kendisi de, onları geçmişten günümüze kadar olan uzamda geniş zamanlı birer hem bilim insanları hem de "bilim ikonları" olmalarını sağlarken, aynı zamanda onların günümüzün modern psikoterapi paradigma ve modaliteleri için haia bir temel oluşturmalarını olanaklı kılmaktadır. Pierre Janet; Psikotravmatolojinin tek duayeni! ve Lloyd deMause; İnsanlık tarihinin en değerli teorisyeni! Bütün final cümlelerim kendilerinedir ...

Travma ve Dissosiyasyon Psikotravmatoloji Temel Kitabı

Yazar:

Prof. Dr. Erdinç Öztürk

Mart, 2020 Odabaşı, İstanbul